| AHŞABIN KİMLİK BULDUĞU RİZE GELENEKSEL MİMARİSİ |
|
|
|
Bir
yörenin mimarisini, o yöre insanlarının yaşamla ilgili ihtiyaçları ile bu
ihtiyaçların karşılanabilmesinde yararlanılan olanakların uyumu belirler.
Rize mimarisi, ülkemizin çeşitli yerleşim alanlarına göre farklı sosyo-kültüre
sahip toplumun, yine farklı doğal koşulların elverdiği olanaklardan
yararlanarak ilginç çözümlerle biçimlendirildiği yapı sanatı ve yerleşme
anlayışının eseridir. Bu yüzden Rize, ahşaba dayalı yapı sanatında kendine
özgü buluşları ve çözümleri ile ulaştığı başarı açısından Anadolu
Mimarlığının belki de en karakteristik yöresidir. Yöre mimarisinin
sunulabilmesinde, öncelikle yerleşme karakterinin oluşumunu irdelemek ev ve
eklentilerinin aile işletmesindeki yerini belirlemek, mekan organizasyonunu
ortaya çıkarmak ve daha sonra yapı sanatının özelliklerine doğru, genelden
ayrıntıya ulaşmak daha yararlı olacaktır.
Doğal Yapı
Yerleşme
İç kesimlerdeki yerleşmeler daha çok vadi yamaçlarında yer alır. Yerleşme ile topografya arasında uyumluluk vardır. Çok engebeli ve geçişe olanak tanımayan arazi parçaları boş bırakılmış, buna karşılık küçük düzlükler, su başları ve güneşlenme olanaklarının elverdiği kesimler ise küçük ve dağınık mahalleler biçiminde yerleşmeye açılmıştır. İç yerleşmeler arazi yükseldikçe yerini mezra olarak isimlendirilen geçici yerleşmelere bırakır. 1000 metre 2000 metre rakımlarındaki geçici yerleşmelerde evler daha basit ve küçüktür. BAGEN ve KOLİV olarak isimlendirilen bu evler ya köyden uzaktaki tarlaların domuz, ayı ve diğer hayvanlardan korunabilmesi amacıyla ekin kaldırılıncaya kadar ya da yaylaya gidiş ve dönüşler sırasında konaklamak üzere arada bir kullanılır. Arazinin yerleşmeye izin verdiği en son rakım 2000-25000 metre yükseltilerdeki yaylalardır. Burada ki ahşap evlerde Haziran, Temmuz, Ağustos olmak üzere üç ay yaşandığından mezra yapılarına oranla daha gelişmiştir. Yaylaya çıkış amacı hayvanları taze otlarla beslemek ve onlardan daha verimli, daha kaliteli süt, yağ, peynir, et ve benzeri gıda maddeleri elde etmektir. Bu nedenle yayla evlerinde hayvan barındırılan mekanlara, insana ayrılan mekanlardan daha çok özen gösterilir. Yayla evlerinin yapı detayları köy evlerine göre oldukça kaba ve basittir. Evlerin araziye yerleşiminde belli oranda tesadüfilik olmasına rağmen yine de otlaklara hakim olma, manzaraya yönelme, gruplaşma ilkelerine uyulmuştur. Bölgede genellikle dağınık olan yerleşim dokusu, iç kesimlerde daha sıklaşır. Yer yer insanların pencerelerinden yüksek sesle konuşup anlaşabildikleri mesafelere kadar birbirine yaklaşan akraba mahallelerine rastlanır. Yerleşmenin dağınıklığının öncelikli nedeni, yörede her ailenin 3-5 dönümünden 150-200 dönümüne kadar çeşitli büyüklüklerde araziye sahip olması ve evini kendi arazisi içinde kurma isteğidir. İkinci nedeni ise Anadolu'nun diğer bölgelerinde toplu yerleşmeyi zorunlu kılan içme suyunun Rize'de her arazinin içinde ya da yakınında var oluşudur. Ancak içerilere doğru yükseldikçe kıyı kesimine oranla su olanaklarının azalması su başlarında toplanan sık dokulu yerleşme karakterini ortaya çıkarmıştır. Evin araziye oturuşunda suya yakınlık, sabah güneşini görme, ekili alanları kontrol edebilme ve en önemlisi güzel manzarayı görebilme gibi ilkeler esastır. Doğal koşulların belirlediği olanak ve koşullara göre belirleyici ilkeler çoğalabilir. Örneklenirse kar yağışının yoğunlaştığı iç kesimde ev kurmak için arazinin çığ altında kalmayacak bir bölümü seçilir. Bir ailenin barındığı yerleşim ünitesi, hayvanların kışlık yiyeceklerinin korunduğu, BAGEN (Samanlık) insanların kışlık gıda depolamasında kullandıkları SERENDER ve ambarlar, bazı evlerde fırın, bazı evlerde evde ayrı tuvalet gibi küçük yardımcı yapılar evin yanında yer alarak oluşur. Genellikle fındık, mısır, meyve ve sebze üretimiyle geçinen insanların iç kesimde hayvancılıkla, kıyı kesimlerde ise balıkçılıkla uğraşmaları evlerin yakınındaki yardımcı birimlerin arasında ahır ve kayıkhane gibi yapıların da yer almasını zorunlu kılar. Son 30-40 yıldır çay üretiminin yaygınlaşması, özellikle daha önceleri az çalışan erkek nüfusa iş olanakları sağlamış ve geleneksel üretimlerin bazıları sona ermiştir. Tüketim için üretimin giderek azalması, serender ve ambar gibi yerleşim ünitesi içinde ki yardımcı yapıların da eski önemlerini yitirmelerine neden olmuştur. Kent ve kasaba yerleşmelerinin eski karakteri bahçeli evlerin yanyana geldiği seyrek yerleşim dokusu iken, zamanla ticaret ve hizmet sektörlerinin çoğalmasıyla binalar sıklaşmış, yükselmiş ve bitişik yerleşme düzenine dönüşmüştür. Konumuz kapsamına giren Artvin, Rize ve Trabzon'un kent içindeki geleneksel yerleşme düzeninden hemen hemen hiçbir iz kalmamıştır. Kasabalar ise plansız ve düzensiz yapılaşmanın sonucu olarak son yıllarda tıpkı kentlerdeki gibi eski görünümlerini yitirmişlerdir. Günümüzde ancak teknolojinin, ulaşımın ve iletişim araçlarının henüz girmediği ya da geç girdiği iç kesimler, eski karakterini koruyabilmektedir.
Malzeme ve
Ahşap Yapı Strüktürü
Bu malzemeler yapı içinde kullanılış biçimine göre sınıflandırıldığında yapı sistemleri basitten gelişmişe doğru ahşap yığma, ahşap karkas ve karma olmak üzere üç grupta toplanabilir.
Ahşap
Yığma:
Kütük
Yığma:
İki eğimli beşik çatıda taşıyıcı strüktür yine balta ile işlenmiş daha ince kesitli ahşap malzeme kullanılmıştır. Üzerine 80-100 cm. uzunluğundaki düzgün elyaflı kütüklerin balta ile yarılmasıyla elde edilen HARTAMA'lar bindirmeli olarak yan yana ve arka arkaya dizilir. Çatı örtüsü olarak kullanılan yarılmış tahtaların özelliği, ortaya çıkan lifler sayesinde yağmur ve kar sularını yanlara kaçırmadan eğime doğru yönlendirmeleridir. Kütük yığma sistemi yaylaya yakın köylerde bodrum katlarda kış evi ve ahır mekanlarında uygulanmış, üst katlarda ise yontma ahşap yığma tercih edilmiştir. Bazı dağ köylerinde yayla evlerinde olduğu gibi tümü kütük yığma sistemler görülebilmektedir.
Yontma
Ahşap Yığma
Çatı
strüktürü üç omuz ya da dört omuz olmak üzere yine demir döğme çivilerle
tespit edilerek kurulmuştur. Bunların yanı sıra kilit, halka ve çengel gibi
pencere ve kapı kullanımı için gerekli olan elemanlar döğme demirden
yapılmıştır. Bunların dışındaki tespit elemanı yalnızca ahşap kamadır. Çatı
örtüsü iç kesimlerde hartama kıyı kesiminde ise alaturka kiremittir. Yontma
yığma yapı örnekleri kıyı kesimlerinde kalmamış iç kesimlerde ise ulaşım
olanaklarının yeterli hale gelmediği yerleşmelerde şimdilik mevcutturlar. Ahşap karkas yapı strüktürü yörede "Çatma sistemi" olarak bilinir. Bu yapı sisteminin dış duvarının oluşumunda farklı uygulamalara rastlanır. Karkas sisteminin yüzey boşlukları ahşap, yada taş malzeme ile doldurularak yüzey oluşturulmaktadır. Eğer bu dolgu yatay olarak ahşap tahtalarla sağlanıyorsa BLOK AHŞAP DOLMA, kare yada dikdörtgen şeklindeki boşluklara teker teker aynı formda taşlar diziliyorsa GÖZ DOLMA, üçgen şeklindeki boşluklara birden çok taş parçaları harç ile yerleştiriliyorsa MUSKALI DOLMA adı verilir. Ayrıca yatay taşıyıcıların taşıdığı direklerin arası dikey elemanların yakın aralıklarla ızgara oluşturduğu yine araları harçla taş parçaları doldurularak kapatıldığı yörede CAKATURA olarak tanımlanan cephe dolgu sistemi vardır.
Blok Ahşap
Dolma
Göz Dolma
Cephe sisteminin kurulmasında ahşap karkas sistemde yatay taşıyıcılar, dikey taşıyıcılar, ara taşıyıcılar ve göz dolma dış yüzeyinin oluşturulması sırasında yine geçme detaylardan yararlanılır. 3x10 veya 5x10 kesitli küçük ahşap parçacıkların 17x22 veya 20x25 boyutlarında oluşturdukları kutu boşluklarla göz dolma yüzeyinin strüktürü kurulur. Bu kareye yakın dikdörtgen kutulara aynı form verilerek yassı dere taşları yerleştirilir. Bina cephesine ahşap yüzey kurgusuyla taş malzeme arasındaki küçük boşluklar kireç harçlarla sıvanarak doldurulur. Pencere boşlukları cephe yüzeyindeki göz boyutunun verdiği olanaklara göre tespit edilir. Genellikle yan yana 3 göz, üst üste 5 ya da 6 göz boş bırakıldığında göz dolma cephe sistemindeki standart bir pencere boyutu ortaya çıkmaktadır. Bundan başka havalanması gereken tuvalet, depo, çatı arası gibi mekanlarda gözlerden bazıları özellikle boş bırakılır. Göz dolma cephe kurgusundaki gerek taş ve ahşap malzeme rengi, gerek pencere ve göz oranları gerekse detay mükemmelliği yapıların çevreleri ile uyumunu ve yöreye özgü estetiğini ortaya koymaktadır.
Muskalı
Dolma
Detaylamadaki tespitler çivi ile gerçekleştirildiğinden göz dolma gibi sökülüp takılma özelliği yoktur. Bu tür binalar bir kereye mahsus kurulurlar. Göz dolma tekniğinden sonra ortaya çıkmasına rağmen, çivi tespitleri yüzünden detaylardaki sökülüp takılma özelliğinin ortadan kalkması, binanın taşınabilirlik özelliğini de ortadan kaldırmıştır. Bu nedenle muskalı dolma tekniğini gelişme olarak değil, aksine yalnızca yapım sürecini kısaltan basitleşmiş bir sistem olarak değerlendirmek daha doğrudur.
Cakatura
Çatı yüzeyleri iki, üç ya da dört eğimli olabilir. Eğilimlere göre farklı görsel etki yaratan bu çatı türleri yörede sırayla "semer", "üç omuz", "dört omuz" olarak tanımlanır. Çatı örtüleri eskiden balta ile yarılan ahşap tahtalar (Hartama) ile örtülü iken daha sonraları kıyı kesimlerinde alaturka kiremit yaygınlaşmıştır.
Üslup Ve
Estetik
Yörede yapı üslubu ve estetiği, zorunluluktan doğan detay çözümlerinin olağanüstü ve zeki buluşlarla adeta estetik amaçlı çözüme dönüştürülmesi sayesinde doruklara ulaşmıştır. Yöre üslubunun en karakteristik özellikleri "Göz dolma" dolgulu çatma yapılarda görülür. Göz dolma yapı tekniği 17x23 boyutlarındaki ya da 20x25 boyutlarındaki dikdörtgen boşluklar içine aynı ölçülerde hazırlanan dere taşlarının yerleştirilmesi ile kurulur. Boşlukları oluşturan dikmeler ile yatay bağlantılar çivi ya da benzeri hiçbir tesbit elemanı kullanılmadan geçme ile birbirine irtibatlandırılan bu detaylamanın temel üstünden çatıya kadar geçerli oluşu yapılara sökülüp kurulabilme niteliği de kazandırmıştır. Detaylamadaki ustalığın örtülmemesi için özellikle sıvanmayan duvarlar, problem çözerken estetik yaratabilen ustaların başarısını dile getiriyor. Bu evler, alabildiğine yeşil doğal içinde zamanla rengi kararan kestane ağacı ile kurulmuş dış yüzeydeki kutucuklara gri, yeşil, sarı, siyah gibi çeşitli renklerde dere taşlarının belki tesadüfi, belki de ustanın estetik anlayışına göre serpiştirilmesinin ortaya çıkardığı renk ve tekstürün etkisi ile insanlara mutluluk ve güzel duygular aşılayan bir ortam sunabilmektedir. Kimbilir, belki de insanların doğayı güzelleştirmesi gibi kutsal bir görevi, eski Karadenizli ustalar üstlenmişlerdi. |
|
|