|
FIRTINA & KAÇKARLAR |
|
|
|
|
|
*Fırtına vadisi ve HALA deresi ile
beraberinde yok olan bitki türleri *Güroluk Santrali il ilgili Mahkeme Kararları *Yurdumuz da ki Orman Varlıklarımız *Kaçkar Dağları Milli Park İlan Edildi *Kaçkar Dağları Milli *Radikal Gazetesinde PERVİN KAPLAN'ın Yorumu *Fırtına Vadisinin Başı Dertten Kurtulmuyor(Baın Açıklaması) |
|
|
|
|
|
Fırtına Vadisinde Enerji Projesi Ve Kültürel Zenginlik
Prof. Cengiz Eruzun
Fırtına Deresi’nden önce Karadeniz’in havya sorunlarına genelde değinmek istiyorum; çünkü aslında Fırtına Deresi sit alanları olması açısından genele na’zaran daha şanslı. Ama Karadeı’ıiz’de aynı karaktere yakın, aynı karakteri gösteren çok su havzası var ve onların gerçek envanteri yok; yani onlar tescilli değiller.
Benim bir senelik bir koruma kurulu üyeliğinı oldu. Mesela enerji santralleri kurulurken, birinci derece olan sit alanlarında ve ikinci derece arkeolojik sit alanlarında koruma gözetiliyor; ama diğer alanlarda, yani üçüncü derece arkeolojik alanlarda bu santrallerin kurulabile-ceği konusunda bir karar üretilmeye çalışılıyor. Ama birinci derece arkeolojik ve doğal sit alanlarının tamamlanmamış olanları ne olacak? Bu karardan nasıl etkilenecek? % 85i daha dışarıda duruyor. Demek ki daha envanter yapılamadı. Bunun için oralarda santral-ler yapılabilir, daha sit alanı değil. Böyle bir mantık hüküm sürüyor. Aslında Kültür Bakan-lığı koruyor gibi görünüyor; çünkü uluslararası antlaşmalara örneğin Malta Sözleşmesine imza atmıştır ve hakikaten koruyor’ gibi gözüken bir bakanlık durumuna gelmiştir. Kim gelirse gelsin bu mantık değişmiyor. Bunu şöyle de kanıtlayabilirim: Geçenlerde Safran-bolu’ya gittik.Orada bir yabancı sordu Fransız’dı galiba “Bunların hepsi koruma altında mı?” Çok enterasan bir soruydu. Müsteşar cevap veriyor; “Biz 500 bin adet kültür varlığı koruyoruz” diyor. Şimdi bu onun cevabı değil.500 bin belki bir Avrupa için büyük bir rakam; ama ben hemen söz aldım ve dedim ki: İlave etmek istiyoruz. “Biz henüz % 15’e bile ulaşamadik, % 85’i dışarıda. Size gösterdiğim bir çok bina tescilli olmayan, kurunmayan binalar.” Sürekli örtbast etme ve yıkıma devam etme gibi bir mantıkla işler yürütülüyor. O bakımdan sevgili Mehmet Özdoğan’ın dediklerine aynen katılıyorum; fakat bu ortam içinde umarız izleme komitesi bir şeyler yapabilir, etkili çalışmalar yapabilir, onun yararlı olabileceğine ben de inanıyorum.
Tescilli olmayan kültür varlıkları sürekli karşımıza çıkıyor tabii. Ne zaman karşımıza çıkıyor? Bir baraj yapılacaksa yahut bir taşocağı açılacaksa bize soruyorlar. Bize de sormasalar hiç farkında olmayacağız; çünkü her tarafı bilmek mümkün değil. Ulaşım olmayan yerlere zaten gidemiyorsunuz. Bazen, karar elimizde, eski minübüslerle ölüm tehlikesi yaşayarak, o tepelere doğru stabilize bile olmayan yollarda, killi toprakla kaygan hale gelen yerlerde, yağmur altında yaylalara çıktığımızı biliyorum. Böyle bir koruma olmaz. Koruma yapabilmek için, Doğu Karadeniz-de Sinop’tan Sovyetler’e kadar tüm alanlar, yaylalar dahil olmak üzere incelemek gereki-yor. Bu envanterleri tamamlayabilmemız için arazi vitesli bir cip verilmesi lazım; böyle bir yaklaşım yok. Devletin parası yok ve veremiyor.
Ben bu açılımdan sonra, size Karadeniz-de neler var biraz bahsetmek istiyorum.
Şimdi hiç kimsenin bilmediği, Fatsa’nın arka tarafında, plato şeklinde bir yer var. Yavaş yavaş 2. konutlar vs. Buradaki Gaga gölünün çapına doğru geliyor ve bu olayı duyarlı vatandaşlar bize ihbar ettiler. Oraya gittiğimiz zaman derhal sit alanı yaptık. Kenarlarını da koruma alanı olarak belirledik. Bu şanslı bir yer, tabii erken kurtuldu; fakat bunun sit alanı ilan edilmesi yeterli değil, izleyen bir sistemin olması lazım.
Orduda büyük mücadele verilen, bir Kurulkayalar bölgesi var. Kayaların tepclerinde arkeolojik kalıntı var ve sadece o noktanııı korunması ile ilgili olarak Ordu Kültür Müdürlüğü’nden bir yazı geldi ve biz yerine baktığımız zaman bütün bölgenin korunması gerektiğini düşündük; ama yanında bir taş ocağı var. Esasen bu ocağın kapatılması lazım ve bu vadiye baktığımız zaman korunacak alanlar sadece kayalar değil. Bütün Melet Irmağının kıyıdan kaynağına kadar etüt edilmesi gerekiyor ve bu tür alanları tespit edip sit alanı yapmak gerekiyor. Fakat bu boyut herkesi müthiş korkutuyor .Bu kadar geniş sit alanı yaptığımız için bize soruşturma açtılar. Aslında bu sit alanları çok dardır, Karadeniz’in bütünü sit karakteri taşıyor. O kurul kararlarında da, sadece kayalık alanı sit alanı yapma başarısını gösterebildim. Daha geniş açılması gerektiğine direttiğin-de de karara ‘şerh koymami’ istediler; ya sit kararı ilan edilecek ya da edilmeyecek tercihini yapma durumunda kaldım. Tabii araştırma yapıldıktıın sonra “Alanı genişlete-biliriz’ dediler ve buna razı oldum. Ancak çok eleştiri aldım, bu karara şerhimi koysaydım sit kararı hiç alınmayacaktı; çünkü almak niyetinde değildiler. Daha sonra verilen nıücadalede rakamlar verdim “Evet, sit kararı doğrudur, ama yetersizdir, genişletilmesi gerekir” diye. Dava kazanıldı ve sonradan genişletildi. Bütün o taşocağının bulunduğu alanlar, sit alanı oldu ve taşocağına kapatılma kararı verdi.
Örneğin, Sümela Manastırı yanında 5 katlı, betonarme bir otel projesi vardı. Onu
muhalefet ediyordum. Ben görevden alındıktan sonra, o proje geçti. Ancak,
para bulunamadığı için yapılamadı ve öyle kurtuldu. |
|