|
Mişel Eflak (1910 - 1989) |
|
|
Baas fikrinin* gelişmesi ise İkinci Dünya Savaşı arefesine rastlar. O dönemde dünyayı kasıp kavuran Alman İdeolojisi, İngiliz işgali altındaki Arap topraklarında hemen yankı buldu ve Arap aydınlarının bazıları bu ideolojiden etkilendi. Mişel Eflak ve Selahaddin el-Bitar da bunlardandı. Bu iki ideolog 1940’lı yıllarda Şam’da Baas Partisi’ni kurdular. Baas’ın amacı bütün Araplar’ı birleştirmektir. 1947’de ilk kongresini yapar. Mişel Eflak 1948’de Albay Hüsnü Zaim tarafından tutuklatılır. Zaim, Mişel Eflak’ın desteğini alarak toplumdaki kaynaşmayı azaltmayı planlar. Zira o dönemde Baas ideolojisi Suriye’nin huzursuz kitlelerinde sempati ile karşılanmaktadır. Mişel Eflak ise Zaim’in bu çağrısını tereddütle karşılamıştı. Belli bir süre tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakıldı ve hemen ardından da Brezilya’ya gitti. O dönemde Ortadoğu’da darbe üstüne darbe yaşanmaktadır. 1948 İsrail Savaşı’nın hemen ertesinde, Mart 1949’da Albay Hüsnü Zaim, Suriye’de başkanlığı ve meclisi lağvettiğini söyler. İki yıl sonra Ürdün kralı Abdullah öldürülür, ancak oğlu tahtta kalmayı başarır. Mısırlı subaylar da 1952’de Kral Faruk’u düşürürler. Faruk bir süre sonra İtalya’da ölecektir. NASIR VE EFLAK Mişel Eflak 1957 yılına kadar Brezilya’da kalır. 1948-57 arasında Ortadoğu’da yeni bir lider dikkati çekmektedir. 1956 yılında Süveyş Kanalı’nı millileştirerek Arap dünyasında sempati doğuran; İngiltere ile Fransa’nın düşmanlığını kazanan Nasır’dır bu lider. Eflak da sempati duymaktadır Nasır’a. Eflak 1957’de Mısır’a gider ve Nasır’dan Suriye’nin Komünistler’in eline geçmemesi için yardım ister. Süveyş başarısı üzerine Arap dünyasının yıldızı haline gelmiş olan Nasır, daha büyük hedefler peşindedir. Baasçıları kullanarak Suriye ile birleşmek ve iki ülkenin birden lideri olma düşüncesi vardır kafasında. Kimbilir belki de ileride, bu güçle tüm Arap dünyasını yönetecektir... Hem Nasır’ın ‘Arap sosyalizmi’ düşüncesi Mişel Eflak’ın söylediklerinden çok farklı değildir. Bu arada Suriye hükümeti de Baasçıların artan gücünden rahatsızdır. 1958’de (1 Şubat) Suriye ile Mısır bir araya gelerek ‘Birleşik Arap Cumhuriyeti’ adını alırlar (bu isim daha sonra Mısır’a yadigar kalacaktır). Birleşme aynı zamanda Mişel Eflak ve ideologu olduğu Baas için pek de iyi sonuçlar doğurmamıştır. Birleşmeden sonra Nasır, artık ihtiyaç duymadığı Baasçılara sırt döner. Bu şekilde kullanılmış olmak, Baas’ta sert tartışmalara ve bölünmeye yol açar. Mişel Eflak ve Selahattin el-Bitar, Baas Partisi’nin liderleri olarak kalmayı başarırlar ama Salih Cedid adındaki bir Baasçı kendi grubuyla ayrılır. Bu ayrılık, ileride Hafız Esad’ın iktidara gelmesine vesile olacaktır. Bu arada, Nasır Suriye’ye adamlarını göndererek bu ülkeyi kendi ‘Arap sosyalizmi’ anlayışına göre yeniden örgütlemek ister. Suriyeliler yine huzursuz olurlar. Altta kalmak istememektedirler. Giderek Nasır’dan şikayetçi olurlar ve 1961 yılında ortaklıktan çekilerek Mısırlıları geri gönderirler. Komplolar hızlanır. Artık Suriye’de gücü azımsanmayacak bir ‘Nasırcı’ parti de vardır. Ayrıca Nasır, Baasçıların yardımı olmadan Suriye’de etkin olamayacağını da anlamıştır. Böylece 1963’teki ’8 Mart Darbesi’ ile Suriye’de Baasçılar ve Nasırcılar iktidara gelirler. Eflak ve Bitar iktidara gelir gelmez kendilerine bu şansı vermiş olan Nasırcı partiyi ortadan kaldırırlar. Herkes birbirini kullanmış, ama Eflak ve Bitar sonunda iktidara gelmişlerdir. Ne var ki, o yıllarda Arap ülkelerinde iktidarda kalmak, iktidara gelmekten çok daha zordur. Baasçılar askerlere dayanmadan iktidarda kalamayacaklarını anlarlar ve önemli mevkileri onlarla paylaşırlar. Suriye tekrar bir askeri diktatörlük görünümü alır. Ancak başka bir çelişki de ön plana çıkmaya başlar: Uzun yıllar çoğunluktaki Sünnilere diş bilemiş olan azınlıktaki Şiiler bir süre önce Baasçılardan ayrılmış olan Cedit’in partisinde toplanarak koalisyona ortak olmuşlardır. Ekonomik ve politik başarısızlıklar birbirini kovaladıkça Sünnilerin prestiji azalır. 1966’da da Cedit, Şii subaylarla birlikte Eflak ve Bitar’ı hükümetten atar. Kişiler değişmiş, durum değişmemiştir. Cedit de iktidarda kalmak için Şii subaylara dayanmak zorundadır. İKTİDAR VE SÜRGÜN Şam yine Baasçı sloganlarla çınlamaktadır: ‘Kolektif liderlik’, ‘Halkın Diktatörlüğü’ ve ‘Kutsal vazifemiz: Yahudilere ölüm!’. Ama 1967 yılında Araplar İsrail karşısında tekrar yenilgiye uğrarlar. Rejimin yegane destekçileri, nüfusun çok azını oluşturan Şiilerdir. Ve her şey yine altüst olur. Şiiler de kendi aralarında bölünürler. 1963’deki Baasçı ’8 Mart Darbesi’nin bir amacı da komünistlerin güçlenmesini önlemekti. Ancak giderek yalnızlaşan Suriye yönetimi, Sovyetler’le kapsamlı bir ilişkiye girerek silahlanmasını bu ülkeye emanet etmişti. 1966 darbesinde, Mişel Eflak’ın Sovyetler’le ilişkiye karşı ikircikli tutumunun payı vardı. Yalnız kalan ve 1967 Haziran’ındaki Arap-İsrail Savaşı’nda prestijini yitiren Cedit’in günleri sayılıydı; ama yine de 1970’te Ürdün’de iç savaş çıkartan Filistinlileri desteklemekten geri durmadı. Bu sırada Cedit’in Savunma Bakanı, Hafız Esad adında bir havacı subaydı. Hafız Esad, Cedit’in Filistinlilere yardım için Ürdün’ü bombalama isteğini geri çevirdi. Bu nedenle bir kriz çıkınca da Cedit’i alaşağı ederek iktidara oturdu. 1968 yılında Baasçılar tekrar iktidara döndüler. Bir süre Suriye’deki ‘kardeşleri’ ile federal temelde ilişkiler öngördüklerini söylediler. Ama bu sözler kısa sürede unutuldu. İdeolojik ayrılıklar ise kısa sürede liderler arasında kişisel çatışmaya dönüştü. Bu iktidar 13 Kasım 1970’e kadar sürecektir. Hafız Esad yaptığı darbe sonucu iktidarı ele geçirdi. Bu iktidar değişikliği Mişel Eflak’a sürgün yolu göründü. Hafız Esad Mişel Eflak’ı gıyabında idama çarptırdı fakat birkaç ay sonra bu ceza kaldırıldı. Eflak’ın bu çalkantılı hayatı 1989’da son buldu. *Baas: Arapça, diriliş anlamına gelir. Marksizm, 19. yüzyil Alman milliyetçiligi ve geleneksel Arap milliyetçiliginin karışımı niteliğindeki bir ideolojiye dayanan baas fikriyatı hem sosyalist hem faşist bir siyasi metoda sahiptir |
|
|